Yeni bir üyenin ilk provası, o kişinin ne kadar iyi çaldığıyla ilgili değildir. Grubun kendi alışkanlıklarını ilk kez dışarıdan duymasıyla ilgilidir.
İlk fark edilen şey tempodur. Uzun süre birlikte çalan gruplar, şarkılarını kayıtta olduğundan biraz hızlı ya da biraz yavaş çalmaya başlar; kimse fark etmez, çünkü herkes aynı yöne kaymıştır. Yeni gelen kişi, orijinal tempoyu bilerek gelir ve ilk provada bir gerilim doğar. Bu gerilim iyi bir şeydir; metronomu açıp meseleyi kapatmak için doğru andır.
İkinci fark, düzenlemenin sözlü olmayan kısımlarıdır. "Burada bir kez daha dönüyoruz", "nakaratın üçüncüsünde davul girmiyor", "son akoru uzatıyoruz" gibi onlarca karar hiçbir yere yazılmamıştır. Yeni üye geldiğinde bunları yazmak zorunda kalırsınız ve bu, grubun kendi repertuvarını ilk kez belgelemesi anlamına gelir. Pek çok grup için bu, gecikmiş bir temizliktir.
Üçüncü fark ses dengesindedir. Yeni bir gitarcı kendi amfi ayarıyla gelir; yeni bir davulcu farklı bir vuruş gücüyle çalar. Odanın alışılmış dengesi bozulur ve yeniden kurulması gerekir. Bunu bir sorun olarak değil, bir olanak olarak görmek yararlıdır: eski denge zaten çoğu zaman tesadüfen kurulmuştur.
Yeni üyenin ilk provasında yapılabilecek en yararlı şey, en zor şarkıyı değil en eski şarkıyı çalmaktır. Grubun en çok ezberlediği, en az düşündüğü parça, alışkanlıkların en yoğun olduğu yerdir; sorunlar orada ortaya çıkar.
Bir de sosyal bir taraf var. Prova odası küçük bir yerdir ve orada geçirilen iki saat, çalınan şarkılardan daha uzun sürer. Mola vermek, kafede oturmak, sonraki provanın tarihini birlikte belirlemek — bunlar müzikal kararlar kadar belirleyicidir. Uzun ömürlü grupların ortak özelliği çoğu zaman virtüözlük değil, aynı odada iki saat rahat durabilmektir.