Prova odalarında en çok duyulan cümle şudur: "Beni duyuyor musunuz?" İkinci en çok duyulan cümle ise: "Biraz açayım." Bu iki cümle arasındaki mesafe, pek çok grubun neden aylarca aynı yerde saydığını açıklar.
Bir prova odası, sahne değildir. Sahnede monitörler, ayrı bir mix ve arkanızda size bakan bir teknisyen vardır. Prova odasında hepsi sizsiniz. Odaya giren toplam ses enerjisi belli bir noktayı geçtiğinde, duvarlar bunu geri verir ve enstrümanlar birbirinin üstüne biner. O noktadan sonra açmak, duyulabilirliği artırmaz — azaltır. Bu, sezgiye aykırı olduğu için de en sık yapılan hatadır.
Grup Prova A ve B stüdyolarında kurulu ses sistemleri, tam da bunun için var. Vokal ve gerektiğinde klavye, PA üzerinden odaya dağıtılır; amfiler ise sadece kendi enstrümanlarını taşır. Bu ayrım korunduğu sürece oda dengeli kalır. Vokalin amfilerle yarışa girdiği anda ise kaybeden baştan bellidir: insan gırtlağı, dört on iki inç hoparlörle baş edemez.
Pratik bir sınama var: prova sırasında biri çalmayı bıraksın ve odanın ortasına gitsin. Eğer bas gitarın notalarını değil de sadece uğultusunu duyuyorsa, bas fazla açıktır. Eğer vokalin kelimelerini değil de sadece ezgisini duyuyorsa, vokal yeterince yüksek değil ya da gitarlar orta frekansları doldurmuş demektir. Eğer davulun trampeti diğer her şeyin altında kalıyorsa, oda çoktan sınırı geçmiştir.
Çözüm neredeyse her zaman kısmaktır. Bir grup gürlüğü topluca yüzde yirmi kısıp aynı şarkıyı çaldığında, ilk tepki "tadı kaçtı" olur. İkinci tepki, on dakika sonra gelir: "Ne yaptığımızı duyuyorum." Bu ikinci tepki, provanın asıl amacıdır.
Birbirini duyan bir grup, birbirine cevap verir. Davulcu vokalistin nefes aldığı yeri duyar ve orada boşluk bırakır. Basçı gitarın akort ettiği aralığı duyar ve altını ona göre kurar. Gürültünün içinde bunların hiçbiri olmaz; herkes kendi başına, ezberden çalar. Aynı odada dört kişinin dört ayrı prova yapması diye bir şey vardır ve sanıldığından yaygındır.