Her grubun bir gürlük politikası vardır; çoğu bunun farkında değildir. Politika, ilk provada kim önce açtıysa onun etrafında şekillenir ve yıllarca değişmez.
Deneysel olarak bakıldığında prova odasında hiyerarşi şöyledir: davul en tepede, çünkü kısılamaz. Onun altında bas, çünkü frekansı düşük olduğu için odayı doldurur ve az açıldığında bile hissedilir. Sonra gitarlar, sonra klavye, en sonda da vokal. Sorun şu ki müziğin kendi hiyerarşisi çoğu zaman tam tersidir: dinleyici önce vokali, sonra ana ezgiyi, sonra ritmi duyar.
Bu ters piramidi düzeltmenin yolu, herkesin biraz geri çekilmesidir. Uygulaması zordur çünkü kimse kendi enstrümanının kısılmasını istemez; herkes kendi partisini kontrol ederek çalmak zorundadır. Pratik bir kural işe yarar: bir enstrüman açılmak istendiğinde önce diğerlerinin kısılması denenir. Bu kuralı benimseyen gruplar, altı ay içinde ciddi biçimde daha temiz çalar.
Bir başka yazılmamış madde, gitar solosu meselesidir. Solo sırasında gitarcının pedalıyla kendini öne çıkarması gerekir; grubun geri kalanının kısması değil. Prova odasında bu tersine işlediğinde, konserde de tersine işler ve sahne sesçisinin işi zorlaşır.
Davul tarafında da bir müzakere vardır. Twin pedal kullanan bir davulcu, kick'in sürekliliğiyle odayı doldurur; bu, basçının alanını daraltır. Bu iki kişinin prova sırasında birbirine bakıp anlaşması, kayıt aşamasında saatler kazandırır. Aynı şekilde ride ve hi-hat seçimi, vokalin "s" ve "ş" seslerinin duyulup duyulmamasını doğrudan belirler.
En zor madde ise şu: gürlük, duygunun yerine geçmez. Bir bölümün daha güçlü hissettirmesi gerekiyorsa çözüm açmak değil, ondan önceki bölümü kısmaktır. Kontrastı olan bir grup, sürekli yüksek çalan bir gruptan hem daha güçlü hem daha yorulmadan dinlenir. Prova odası, bu kontrastın deneneceği tek yerdir; sahnede denemek için geç kalınmış olur.