Bir grubun ilk demo kaydını dinlediği an, çoğu zaman sessiz geçer. Kimse bir şey söylemez. Bunun nedeni kaydın kötü olması değil; grubun kendini ilk kez dışarıdan duymasıdır.
Prova odasında herkes kendi enstrümanının arkasında durur ve kendi partisini en net duyar. Kayıtta ise hepsi eşit mesafededir. Bu, birkaç şeyi aynı anda görünür kılar. Tempo kaymaları duyulur — özellikle nakarat girişlerinde. Akort farkları duyulur. Vokalin nefes aldığı yerler duyulur. Düzenlemedeki boşluklar ve fazlalıklar duyulur.
İlk demo dinlemesinde yapılabilecek en yanlış şey, hemen karar vermektir. "Bu şarkı olmamış" ya da "davul çok geride" gibi yargılar, ilk dinlemede güvenilmez. Bir gün beklemek, aynı kaydı bambaşka duyurur. Profesyonel süreçlerde de aynı kural geçerlidir; mix kararları ertesi güne bırakılır.
İkinci öneri, kaydı farklı sistemlerde dinlemektir. Stüdyo monitörlerinde — Behringer Truth B2031A ve Yamaha monitörlerde — duyduğunuz şey referanstır. Ama şarkıyı dinleyecek insanlar telefondan, arabadan ve kulaklıktan dinleyecek. Aynı kaydı üç ayrı sistemde dinlemek, hangi sorunların gerçek hangilerinin sisteme özgü olduğunu ayırt ettirir.
Üçüncü nokta: demo, albüm değildir. Demonun işi, şarkının kendisini anlatmaktır — düzenlemeyi, melodiyi, sözü. Kusursuz bir ses değil. Pek çok grup ilk demosunu bitmek bilmeyen bir mix sürecine sokar ve şarkı yazmayı bırakır. Demoyu belirlenmiş bir sürede bitirip bir sonraki şarkıya geçmek, uzun vadede daha çok işe yarar.
Dördüncü nokta, demonun ne için kullanılacağıdır. Sahne almak için gönderilecekse, canlı enerjiyi taşıması yeterlidir. Bir yapımcıya gönderilecekse, düzenlemenin okunur olması önemlidir. Kendi arşiviniz içinse, en dürüst kayıt en iyisidir.
Son olarak: ilk demoyu saklayın. İki yıl sonra dinlediğinizde utanacaksınız ve tam da bu yüzden değerli olacak. Bir grubun kendi mesafesini ölçebileceği tek sabit nokta, ilk kaydıdır.