Kulaklıkla davul çalışmak, etüt odasının en yaygın alışkanlıklarından biri. Faydası tartışılmaz: metronomu ve playback'i davulun üstünde duymanın başka bir yolu yok. Ama bedeli de var ve bu bedel genellikle geç fark ediliyor.
Kulaklık, dış sesi bastırır ve iç sesi doğrudan kulağa verir. Bu, davulun akustik sesini olduğundan sönük duymanıza yol açar. Sonuç: farkında olmadan daha sert çalmaya başlarsınız. Kulaklıkla iki saat çalışan bir davulcu, kulaklığı çıkardığında odanın ne kadar yüksek olduğuna şaşırır. Bu, hem işitme sağlığı hem de teknik için bir sorundur; sert çalmak, dinamik aralığı daraltır.
İkinci sorun denge. Kulaklıkta playback ile davulun oranı, gerçek bir grup ortamındaki oranla aynı değildir. Playback'i yüksek dinleyen bir davulcu, kendini geride hisseder ve öne geçmeye çalışır; bu, tempo algısını kaydırır. Kayıtta "acele ediyor" denen davulculuğun bir kısmı, kulaklık dengesinden kaynaklanır.
İşe yarayan yaklaşım şudur: kulaklığı sürekli değil, dönüşümlü kullanmak. Metronom ya da playback gerektiren bölümlerde kulaklık; teknik çalışmalarda ve dinamik çalışmalarda kulaklıksız. Özellikle yumuşak çalma çalışmaları — bir groove'u mümkün olduğunca sessiz çalmak — kulaklıkla yapılamaz, çünkü kendi sesinizi gerçekte olduğu gibi duymanız gerekir.
Üçüncü nokta, kulaklık tipiyle ilgili. Kapalı tip kulaklıklar dış sesi bastırır ama davulun tepe basıncını tamamen kesmez; bu yüzden kulaklık seviyesini yükseltmek bir yarış başlatır. Müzisyen tipi filtreli tıkaç ile açık dinleme, bazı çalışmalarda daha sağlıklı bir alternatiftir.
Mavi Oda ve Yeşil Oda'daki monitör düzenleri, kulaklıksız çalışmayı da mümkün kılar. Playback'i monitörden dinlemek, dengenin odada kurulmasını sağlar ve gerçek grup ortamına daha yakındır. Kayıt & Mix odasındaki dört kulaklık çıkışı ise, kayıt sırasında ya da tam grup çalışmasında kulaklığın asıl gerekli olduğu durum içindir.
Özetle: kulaklık bir araç, bir ortam değil. Etüdün yarısını kulaklıksız geçirmek, uzun vadede hem kulağı hem tekniği korur.