Bir gitarcı, evindeki amfiyle prova odasındaki amfi arasındaki farkı çoğu zaman kafaya bağlar. Oysa kulağa gelen sesin karakterini belirleyen zincirin en sonundaki halka, kabin ve hoparlörlerdir.
Kafa, tonu şekillendirir: ön kademe gain'i, tonu belirleyen filtreler, doyum karakteri. Kabin ise o tonu havaya çevirir ve bu çevirim sırasında çok şey olur. Hoparlörün frekans tepkisi, kabinin kapalı ya da açık arkalı oluşu, ahşabın kalınlığı ve odanın duvarına olan mesafesi — hepsi sonucu değiştirir.
Grup Prova B'deki eşleşmeler bunun iyi bir örneğidir. Mesa Boogie Triple Rectifier, Hi-Watt dört on iki inçlik kabinle çalışır; ENGL E670 ise kendi ailesinden E412 Pro ile. Fender RocPro1000, Fender GE412 ile eşleşir. Aynı odada dört farklı kafa–kabin çifti bulunması, tonun nereden geldiğini duyarak öğrenmek için nadir bir imkândır. Bir riffi dört ayrı zincirden geçirip dinlemek, on saatlik okumadan daha öğreticidir.
Odada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta, kabinin yerleşimidir. Dört on iki inçlik bir kabin, doğrudan duvara dayandığında düşük orta frekansları belirgin biçimde artırır; bu, kalabalık bir düzenlemede bası ve gitarları birbirine karıştırır. Kabini duvardan bir karış öne çekmek, çoğu zaman EQ'yla yapılacak her müdahaleden daha etkilidir.
Yükseklik meselesi de vardır. Yerde duran bir dört on iki inçlik kabin, ayakta duran gitarcının dizine ses verir; kulağına gelen şey ise duvardan dönen kısımdır. Bu yüzden gitarcı sürekli açar ve odadaki herkes bunun bedelini öder. Kabini biraz yükseltmek ya da hafifçe yukarı eğmek, aynı duyulabilirliği daha düşük gürlükte sağlar.
Bas tarafında da benzer bir durum var. Aguilar Tone Hammer 500 ya da Ampeg B2 gibi kafaların altındaki kabin sayısı, odadaki düşük frekans birikimini doğrudan belirler. İki BB410 kabin, tek bir kabinden yalnızca daha yüksek değil, farklı da tınlar. Küçük odalarda tek kabin çoğu zaman daha net bir sonuç verir.