Bir şarkı, gitar ve sesle yazıldığında kendi ham hâlindedir. Aranje, o hâlin hangi yöne gideceğine karar verme işidir ve bu karar, melodiden bağımsız değildir ama melodiyle sınırlı da değildir.
İlk karar tempodur ve genellikle en çok geri dönülen karardır. Bir şarkı yazıldığı tempoda çalınmak zorunda değildir. Beş birim yavaşlatılmış bir şarkı, sözlerin duyulmasına alan açar; beş birim hızlandırılmış bir şarkı, aynı melodiyi neşeli kılar. Aranje sürecinin başında birkaç farklı tempo denemek, sonradan yapılacak onlarca müdahaleden daha etkilidir.
İkinci karar tonalitedir ve doğrudan vokalistle ilgilidir. Şarkının en yüksek notasının, vokalistin rahat aralığının üst sınırında olması gerekir — sınırın üstünde değil. Bir şarkıyı bir buçuk perde aşağı almak, çoğu zaman performansı düzeltmek için yapılacak her şeyden daha çok iş görür.
Üçüncü karar, katmanların sırasıdır. Bir düzenlemede her enstrümanın ne zaman gireceği, şarkının anlatısını kurar. Klasik ve hâlâ işleyen yaklaşım şudur: her bölümde bir yeni öge. İlk kıtada sadece ritim ve akor; ikinci kıtada bir melodik katman; nakaratta tam kadro. Bu, dinleyiciye ilerleme hissi verir. Her şeyin en baştan çaldığı bir düzenlemede, şarkı ikinci dakikada durağanlaşır.
Dördüncü karar boşluklardır. Aranje sürecinde en zor öğrenilen şey, bir enstrümanı çıkarmaktır. Eklemek kolaydır; her ekleme kendini haklı çıkarır. Oysa iyi bir düzenlemede her katmanın bir işi vardır ve işi olmayan katman, diğerlerinin alanını yer. Bir düzenlemeyi bitirdikten sonra her katmanı sırayla kapatıp "bu olmasa ne kaybederim?" diye sormak, en yararlı son adımdır.
Beşinci karar tınıdır. Aynı akor dizisi, akustik gitarla ve piyanoyla çalındığında iki farklı şarkı olur. Bu seçim, sözün duygusuna göre yapılır ve teknik değil edebi bir karardır.
Prodüksiyon sürecinde aranje, kayıttan önce bitmelidir. Kayıt sırasında düzenleme kararları vermek, hem stüdyo süresini uzatır hem de kararların aceleye gelmesine yol açar. Prova odası, aranjenin doğru yeridir; kayıt odası ise onun uygulandığı yer.