Otuz saniye, bir şarkının girişi kadar sürer. Reklam müziğinde ise otuz saniye, bir eserin tamamıdır ve bu, besteciyi bambaşka bir düşünme biçimine zorlar.
İlk fark, giriş süresidir. Bir şarkı dinleyiciyi yavaşça içine alabilir; reklam müziğinin ilk iki saniyede kurulmuş olması gerekir. Bu yüzden reklam müziklerinde uzun akor geçişleri değil, tanımlı bir ritim ya da tanımlı bir tını ilk anda ortaya çıkar.
İkinci fark, metinle ilişkidir. Reklam müziği kendi başına var olmaz; bir anlatının altında durur. Konuşma varsa müzik geri çekilir, konuşma bittiğinde öne çıkar. Bu, bestenin dinamik planının önceden yazılmış bir metne göre kurulması demektir. Pratikte müzik, metnin nefeslerine göre yazılır — tersi değil.
Üçüncü fark, enstrümantasyondaki sadeliktir. Kalabalık bir düzenleme, otuz saniyede okunmaz. Üç ya da dört katman, kısa sürede en fazla bilgiyi taşır. Bu sadelik bir kısıt gibi görünür ama iyi reklam müziklerinin akılda kalma nedeni tam olarak budur.
Dördüncü fark, bitiştir. Reklam müziği kesin bir noktada biter ve genellikle o nokta markanın adının söylendiği andır. Bitişin belirsiz olması, tüm parçayı zayıflatır. Bu yüzden çoğu reklam müziği sondan başa doğru yazılır: önce bitiş kurulur, sonra ona götüren yol.
Üretim tarafında ise süreç oldukça hızlıdır. Stüdyo Ankanom'da albüm, beste, aranje, reklam müzikleri, dublaj ve seslendirme, jingle, radyo spotları, eğitim ve tanıtım içerikleri tüm aşamalarıyla üretilir. Reklam müziğinde kayıt genellikle az sayıda katmandan oluştuğu için, asıl zaman bestenin ve düzenlemenin kararlarına harcanır.
Son bir gözlem: bir reklam müziği çoğu zaman defalarca dinlenir. Bir şarkı bir kez dinlenip sevilmeyebilir; reklam müziği ise gün içinde tekrar tekrar duyulur. Bu yüzden ilk dinlemede çok etkileyici olan bir fikir, yirminci dinlemede rahatsız edici olabilir. İyi reklam müziği, ilk dinlemede fark edilir ve yirminci dinlemede hâlâ tahammül edilirdir.